26 Ocak 2012 Perşembe

Şaşkın basketbolcular ve kaos hücumları


İlk senesinde Tanjevic'in oynatmaya çalıştığı basketbolu bizim takım ısrarla beceremez iken ve bizler tribünde acı çekerken, laf dönüp dolaşıp aynı yere gelirdi. "Abi bu tanjevic'le olur mu??". Sabredildi, acı mağlubiyetlere şahit olundu, tünelin sonunda inceden ışık görüldü ve yavaş da olsa taşlar yerine oturdu. Bu sayede Tanjevic olmadan Ertuğrul ile hiç zorlanmadan (rakiplerin kadro zayıflığını da unutmadan elbet) şampiyon olduk. Daha da önemlisi bir ekol takımı olmayı başardık, Fenerbahçe denince; sıkı savunması, hücumda elden ele geçen toplar sonrası, potaya da giden, üç sayı da atan, ne oynadığını bilen, her maç bir kaç hızlı hücumla potaya gidebilen, takım oyununu asistler ile süsleyebilen ve yeri geldiğinde oyunu sertleştirip rakibe cevap veren bir takım hüviyetine büründük.

Geçen sene bu mirastan epey ekmek yiyen spahija'dan, elbette takımın üzerine başka şeyler de koymasını beklerken, baştan sona yeni bir sistem oynatmaya çalışmasını beklemiyorduk. İşin en hüzün veren tarafı da ne oynamaya çalıştığını oyuncular da hâlâ pek anlayabilmiş değil. Elbette koçlar kendi sistemini oynatacak ve bizler doğrusunu yanlışını tartışarak basketbol seyircisi olarak kendi çapımızda değerlendirme yapacağız. Ancak ortada kaostan başka hiç bir şey olmadığında konuşacak pek bir şey olmuyor. 3-5 lig maçı ve 1-2 eurolig maçı haricinde "aha da bunu oynadık, şunu iyi yaptık, bu sayede kazandık" dediğimiz pek maç yok. Tanjevic kendi sistemini oturtmaya çalışırken genelde kazanan takım kimliği ile seyrettiğimiz basketbol takımımız, şu aralar bireysel basketbol dünyasında kendine yer bulmaya çalışan, şutlar girer ya da rakip son saniye üçlüğünü kaçırırsa kazanan garip bir takım kimliği ile karşımızda. Eğer gerçekten bir sistem değişikliği yaratılmaya çalışılıyor ise ki temennimiz böyle bir geçiş dönemi yaşadığımız şeklinde, bu süreci bu kadar keskin bir şekilde değil de eski mirasın üzerine yavaş yavaş konacak şekilde yapılması daha az acılı olurdu.
Savunma herşeyin başı diye öğretildiğinden bizlere, açalım biraz bu mevzuyu. İlk periyotları 2 faulden aşağı tamamlamayan Vidmar, az faul alsa da ikili oyun savunmasında çember altına dönmekte sürekli geç kalan Oğuz ve bol bol yediğimiz ikili oyun sayıları. Takım savunmasını öğrenemeyeceği artık aşikâr olan Gist'in blok yapmak için atan kalbi sebebiyle adam kaçırmakta ustalaşması. Kaç sene daha oynayacağı meçhul Ömer'in var gücüyle adam kovalamasına güvenen rakibin oyun kurucusunu kitleme politikası, Ömer sahada değilse Ukiç ve Engin ile başarılmaya çalışılan aynı politika. Şu aralar papatya falına dönen Curtis'in önceden kestirilemez performansı. İlk savunma hatalarında kenara alınan Marko, Bogdanoviç, ne yaptığını bilemeyen, savunduğu adamın arkasından koşup duran Emir. Bir de asla denenmeyen alan savunması, geçerli bir sebebi vardır elbet.
Hücum da yavaşladığında savunmada da düşen tersine basketbol anlayışında hücum ise tam bir kaos basketbolu tadında. Sakatlığı sebebiyle hazırlık kampını kaçıran ve bilinmezler sisteminin karmaşıklığında kaybolan Ukiç 15 sayının altına düşmediğinde aslında takım oyunu oynamadığımızı tasdikliyor. 15 saniye topu elinde tutarak üç sayı çizgisi arkasında iki perde ile en fazla iki pas yaptıktan sonra mecburen potaya birebir ile giden ya da hücumun sona ermesine 3-5 sn kala arkadaşlarını zora sokan paslar ile hücumu tamamlayan oyun kurucumuz kendini zorlayarak sıklıkla sakatlığa davet çıkarıyor. Ömer bildiğimiz gibi ama sabit kalan hücum oyuncuları akıcı basketbol oynamasını engellediğinden, o da zoraki potaya gidişler ile oyuna katkı yapmaya çalışıyor. Curtis sanırım oynadığında en çok asist yapmaya meyilli oyuncu ama papatya falı misali. Engin yılı aşan sakatlığı sebebiyle ancak döndü ve alacağı sürenin yavaş yavaş artacağına olan umudumuzu koruyoruz. Emir geçen sezon fırça yerken boynu bükük duran genç kimliğinden çıkmış, oynanamayan oyun da kendi eksikliklerini isyan ederek kapatmaya çalışan formsuz bir forvet. Marko eski günlerine yavaş yavaş dönmeye çalışırken, Bogdanovic maçların kopup gitmesini engelleyen bireysel oyunu ile ön planda. Önce Vidmar ile başlayan dünkü maçda Bourosis beş faul almasına rağmen Oğuz'unda dahil olduğunu gözlediğimiz beş numaraların sıklıkla kenarda oturması alışkanlığının izahını Spahija henüz yapmadı. Kaya gayretli, Gist smaç ve ribaund kovalarken, Mirsad aldığı süreleri yine iyi kullanma ışığı veriyor.
Hangi hücum setini iyi oynuyoruz dersek, öyle bir set yok. Hücum da işler kaosa dönmüş durumda, asist olmadan hücum yapma konusunda ısrarlı bir takım anlayışı devam ediyor. Baskı altında bizim pota altında da rakip pota altında da topu oyuna sokarken sıkıntı sürüyor. Son top organizasyonlarında rakipler gibi biz seyirciler de ne oynanacağına dair herhangi bir fikir sahibi değiliz. ilk yarı iyi geçse de Kazan maçındaki gibi 3. periyotlarda baskıya boyun eğen takımın hücumda da tutuk kalması artık sürpriz değil.
İşin özeti oyuncuların adapte olamadığı bu sistem pek oturacak gibi durmamakla beraber, Spahija kredisini hızla tüketirken korkum şudur ki Aydın Örs ve Nedim Karakaş gibi çok güvendiğimiz duayenlerinde duruma bizler gibi seyirci kalması. Kenarda her hataya çığlıklar atan koçun kendi hatalarına kimselerin ses çıkarmamasıdır. Umarım Spahija ben ve benim gibi düşünenleri haksız çıkarır..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder