
İlk senesinde Tanjevic'in oynatmaya çalıştığı basketbolu bizim takım ısrarla beceremez iken ve bizler tribünde acı çekerken, laf dönüp dolaşıp aynı yere gelirdi. "Abi bu tanjevic'le olur mu??". Sabredildi, acı mağlubiyetlere şahit olundu, tünelin sonunda inceden ışık görüldü ve yavaş da olsa taşlar yerine oturdu. Bu sayede Tanjevic olmadan Ertuğrul ile hiç zorlanmadan (rakiplerin kadro zayıflığını da unutmadan elbet) şampiyon olduk. Daha da önemlisi bir ekol takımı olmayı başardık, Fenerbahçe denince; sıkı savunması, hücumda elden ele geçen toplar sonrası, potaya da giden, üç sayı da atan, ne oynadığını bilen, her maç bir kaç hızlı hücumla potaya gidebilen, takım oyununu asistler ile süsleyebilen ve yeri geldiğinde oyunu sertleştirip rakibe cevap veren bir takım hüviyetine büründük.